DUNYANIN UCUNCU, YUREGIMINSE GUC-UNCU HARBI.

    Sehirler savaşı. Adil bir şehzade arayışı. Kendini tek bilen bilmek bazen kaba girmiyorsa, kendini tek bilmeyen bilip üzerine atılan elmaları benimsemek. 

    Çünkü toplum asabi, çünkü toplum zarar istiyor. Domates az kalır, iz bırakacak objeler seçmeli. 

    Az dokunup geçmemeli uz bulunulucak diye. Sıkı ısırıp, hatta koparmak lazım -ki arıyım ben eksik bir parçamı elalemin midesinde. Karşısında aliyim bir ısırık. Idare edemeyeceğim, beni boğacak boyutta bir tane. Bu kapışmanın sonunda hepimiz aldık üzerimize bir hane. Memlekete yaralı market araştırmacısı olmak bir sonraki inanılmaz hamle. Çünkü yürümek refleks harekettir, önce bir adım sonra bir adam karışır kafa ve girer ayaklar kollara. 

    Takılıp düşersin sonra, düşünürsen atacağın her adımın çıkaracağı sesi. O zaman da tak kulağına bir tıpaç sessizlik icinde tıp oyna, kal yatağında kıvranarak ve aç. 

    Kafka gibi tıpkı, tıkanmış boğazın. Yazdığın kederi etmişsin kaderin. Üzüntüden uzak yaşam üzümsüz şarap gibidir. Adabıyla olmaz. Olamaz. 

    O zaman biz de azalım, birbirimizi atalım köşeden kenara. Gün batımında cami silueti gibi sikindirik bir güzellik çarpsın gözümüze. Uzak tutalım bakışlarımızı, fakat kafamızı okşasın o ağaç ile birlikte olan çift sayılı simetrik minare. Güç dağıtımında eşit düşememişiz, din ezmiş dilimizi, ulaşamamışlar selamlaşmak icin. Salya sümük ve kan her tarafta. Pisliğimizin içinde yaşamak istiyorum, yaratılan bu ikilem ve içinde seçmek zorunda olduğumuz her tarafta.